AIDS Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

Aids Tedavisi

AİDS tedavisi 3 kısımda incelenebilir. Birinci kısımda esas neden olan LAV/HTLV-III virüsünün yok edilmesi. İkinci kısım, hastalığın ya­rattığı bağışıklık yetmezliğinin tedavi edilmesi ve nihayet fırsatçı enfeksiyonların ve refakat eden kanserlerin tedavisi. Şimdi bunları daha yakından görelim:

1. Spesifik antivirüs tedavisi: Virüse karşı ilaçlar. Bunlar virüsün çoğalmasını sağlayan önemli “ters transkriptaz” anzimini bloke eden ilaçlarla, virüsün T lenfositlerine girmesini önleyen ilaçlar olup, halen daha deneysel durumdadırlar ve kesin etkileri ve sonuçları bilinme­mektedir. Bu ilaçların en önemlileri Ribavirin Suramine Fosfonoformat HPA – 23 olup, halen çeşitli hasta gruplarında denenmektedirler.

2. Bağışıklık sistemini uyaracak tedavi:
Bu maksatla da birçok ilaç denenmektedir. Bunlar arasında en önemlileri:
İnterleukin – 2 Gamma interferon Lenfosit nakli Kemikiliği nakli
İnterleukin – 2, T hücrelerinde yapılan bir glikoprotein olup, özel­likle T ve B hücrelerinin çoğalmasını kolaylaştırır. Gamma interfero-nun da yine bağışıklığı uyardığı bilinmektedir. Lenfosit transferi ve kemikiliği nakilleri de azı hastalarda yapılmakla beraber, şimdilik sonuçlar pek parlak değildir. Yine bu maksatla, hastalara bağışıklığı kuvvetlen­diren bir ilaç olan isoprinine verilmektedir. Hastalığın aşısı da çok araş­tırılmakla beraber henüz bulunamamıştır.

3. Fırsatçı enfeksiyonların ve habis hastalıkların tedavisi: Klinik bö­lümünde sözünü ettiğimiz gibi, AİDS sırasında pek çok fırsatçı mik­rop (mantarlar, bakteriler, virüsler, protozoerler) çeşitli hastalık tablo­ları (pnömoni, menenjit, anfesalit, özofajit, anteritler, dermatit) yapmak­tadırlar ve bunun yanında bazı habis hastalıklar da görülmektedir. Bun­ların başarılı tedavisi için önce doğru bir teşhis gerekir. Enfeksiyonun teşhisine göre uygun antibiyotikler verilecektir.

Bu hastalarda pneumocystis carini enfeksiyonunun büyük prob­lem yarattığını düşünen bazı hekimler, daha baştan, koruyucu olarak AlDS’li hastalara trimethoprim – sulfamethaxazole vermektedirler. İlaca karşı alerjik reaksiyon göstermeyen hastalarda bu yol tavsiye edile­bilir.
Enfeksiyonların yanında ayrıca görülebilen Kaposi sarkomu veya lenfoma gibi kanserlerin de tedavisi gerekmektedir. Bunlar için duru­ma göre radyoterapi ve kemoterapi kullanılacaktır.

Yukarıda görüldüğü gibi, AİDS’in tedavisi zordur ve başarı oranı dü­şüktür. Bununla beraber her gün denenmekte olan yeni ilaçlar vardır ve bunlardan birinin etkili olması mümkündür. Yine aranmakta olan AİDS aşısının bulunduğu gün, insanlık büyük bir tehlikeden kurtulmuş olacaktır.
Öldürücü bir hastalık olan AİDS’in, tedavisi yanında, önlenmesi bu­gün için daha büyük önem taşımaktadır. Bu konuda alınması gereken önlemleri gelecek bölümde anlatacağız.

Tedavinin amacı

Tedavinin amacı bağışıklık sistemindeki bozulmayı engellemek, eğer bağışıklık sistemi zaten bozulmuş ise toparlanmasını sağlamak ve yeniden işler hale getirmek, kandaki virüs miktarını (viral yükü) sıradan testlerle saptanabilir düzeyin (500 kopya/ml) altına indirmek ve burada tutmaktır. Tedavi ile bu amaçlara ulaşıldığında hastalığın ilerlemesi ve fırsatçı hastalıkların ortaya çıkması önlenmekte, yaşam süresi uzamakta ve kalitesi artmaktadır.

Tedaviye başlandığında hasta klinik belirti ve bulguların bol olduğu, fırsatçı hastalıkların ortaya çıktı dönemde olsa bile tedaviden yarar görebilir, bağışıklık sistemi düzelebilir ve aynı şekilde yaşam kalitesi artıp süresi uzayabilir.

Tedavinin bir başka yararı da bulaştırıcılığın azalmasıdır. Viral yük tedavi ile düşürüldüğünde HIV infeksiyonunun başkalarına bulaşma olasılığı azalır, özellikle de anneden bebeğe HIV geçiş oranı çok düşer.

Tedaviye başlama zamanı

HIV/AIDS infeksiyonunda tedaviye bir kez başlandıktan sonra hayat boyu devam etmek gerekir. Tedavi herhangi bir zamanda kesintiye uğrarsa o güne kadar elde edilmiş yararlar hızla kaybedilmeye başlar, ayrıca daha önce kullanılan ilaçlara direnç gelişme olasılığı artar.

Hayat boyu tedavi kullanmayı güçleştiren bazı zorluklar vardır. HIV/AIDS tedavisinde birkaç ilaç birlikte kullanılmaktadır ve bu ilaçların çoğunu gün içinde belli zamanlarda almak gerekir. İlaçların birlikte kullanılmaması ve alınma zamanlarına uyulmaması direnç gelişmesine katkıda bulunur. İlaçların uzun süre kullanılmasına bağlı olarak ciddi yan etkiler ortaya çıkabilmekte, tedavinin değiştirilmesi ya da kesilmesi gerekebilmektedir. Yine uzun süre kullanmaya bağlı olarak ilaçlar direnç gelişmesi sonucu başlangıçtaki etkinliklerini kaybedebilmektedirler. İşte bu nedenlerden dolayı tedaviye hasta için en uygun zamanda başlanması gerekir.

HIV infeksiyonlu her hastaya tanı konur konmaz hemen tedavi önerilmez. Tedaviden elde edilecek yaraların uzun süre ilaç kullanmanın zorluklarından daha fazla olması gerekir. Bu nedenle, tedaviye başlamak için hastada HIV/AIDS e ait klinik belirtilerin (semptomların) bulunup bulunmadığına, CD4 sayıları ile bağışıklık durumuna, HIV-RNA düzeyi ile kandaki virüs miktarına (viral yüküne) bakılarak karar verilir.

HIV/AIDS veya fırsatçı hastalıklar ile ilgili klinik belirti ve bulguları olan semptomatik hastaların tümüne CD4 sayısı ya da viral yükü ne olursa olsun tedavi vermek gerekir. Hastalarda görülebilen ateş, ishal, öksürük vb. pek çok belirti ve bulgunun HIV/AIDS veya onun neden olduğu fırsatçı infeksiyonlar ya da kanserlere ait belirtiler olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilir.

Hastalık belirtisi vermeyen (asemptomatik) HIV infeksiyonlu kişilerde ise durum biraz daha karmaşıktır. Bu kişilerde CD4(+) hücre sayısı ve viral yük birlikte değerlendirilerek karar verilir. CD4(+) hücre sayısı önemli ölçüde azalmış, yani 350 hücre/mm³ ün altına düşmüş kişiler tedavi edilmelidir. Bu hastalarda viral yükün, yani HIV-RNA düzeyinin düşük veya yüksek olmasının tedavi kararı alınmasında önemi yoktur. Oysa, CD4(+) hücre sayısı 350 hücre/mm³ün üzerinde olan kişilerde viral yük tedavi kararı verilmesinde önemli rol oynar. Bu kişilerde viral yük düşükse, yani HIV-RNA düzeyi 50 000 kopya/mlnin altındaysa hastalığın kısa sürede kötüye gitmesi olasılığı zayıftır. Bu nedenle, hücre sayısı 350/mm³ ün üzerinde, viral yükü 50 000 kopya/ml nin altında olan belirtisiz hastalarda, eğer kendileri de isterse, tedavi ertelenebilir. Bu durumda CD4(+) hücre sayıları ve viral yük belli aralıklarla izlenmeye devam edilerek çıkan sonuçlara göre tedavi verilip verilmemesi yeniden değerlendirilir.

HIV-RNA değerleri 100 000 kopya/ml nin üzerinde olan viral yükü yüksek kişilerde hastalığın hızlı ilerleme riski vardır. Bu nedenle, bu kişilerde CD4(+) hücre sayısı 350/mm³ ün üzerinde olsa bile tedavi önerilebilir. Hücre sayısı 500/mm³ ün üzerinde olan yani bağışıklık sisteminde henüz önemli bir zayıflama olmayan kişilerde viral yük yüksek olsa da tedavinin ertelenip yakın gözlem ile hastanın izlenmesi eğilimi vardır.

Görüldüğü gibi hastaların hepsi için uygulanabilecek ortak bir tedavi şeması yoktur. Hangi durumlarda kimlerin tedavi alması gerektiğini gösteren pek çok kılavuz hazırlanmışsa da, klinik ve laboratuvar bulgularına göre tedaviye başlama zamanı kişiden kişiye değişmektedir. Bu nedenle, hastaya ait faktörler mutlaka göz önüne alınmalı, ayrıca ilaçlara ait yan etkiler, ilaç temininde karşılaşılabilecek güçlükler, çok sayıda ilaç kullanmak için koşulların uygun olup olmadığı, ilaçlara direnç gelişmesi olasılığı, kişinin psikolojik olarak böyle bir tedaviye hazır olup olmadığı hasta ile tartışılarak tedaviye başlama zamanına birlikte karar verilmelidir.

Antiretroviral ilaçlar

HIV/AIDS tedavisinde kullanılan ilaçlara antiretroviral ilaçlar denir. Bu ilaçların hemen hemen hepsi virüsün kan ve vücuttaki diğer hücrelerin içinde çoğalmasını engellerler. Böylece üremesi baskılanan virüsler çoğalıp başka hücrelere geçemezler ve hastalığın daha da ilerlemesi engellenir. İçinde virüs bulunan kan hücreleri de bağışıklık sisteminin yardımıyla zamanla yok edilir ve sonuçta kandaki virüs miktarı çok azalır. Fakat antiretroviral ilaçlarla vücuttaki tüm insan immün yetmezlik virüsleri yok edilemez. Virüsler tedaviye rağmen çok az sayıda da olsa saklanma bölgeleri denilen yerlerde, özellikle lenf bezlerinde varlıklarını devam ettirirler. Tedavi kesilerek baskı kaldırılırsa yeniden hızla çoğalmaya başlayıp diğer hücrelere yayılırlar. Bu nedenle, tedavi bir kez başlandıktan sonra aralıksız devam ettirilmelidir.Virüsün çoğalmasını engelleyen ilaçların dışında, virüsün hücreye bağlanmasını ve girmesini engellemeye yönelik ilaçlar üzerinde de çalışılmaktadır ve bunlardan bir tanesi de diğer ilaçlarla birlikte kullanılmaya başlanmıştır.

Bugüne kadar 20 den fazla antiretroviral ilaç ruhsat almıştır ve kullanılmaktadır. Bu ilaçlar nükleozid revers transkriptaz inhibitörleri (NRTİ), non-nükleozid revers transkriptaz inhibitörleri (NNRTİ), proteaz inhibitörleri (Pİ) ve füzyon inhibitörleri (Fİ) olmak üzere dört ana gruba aittirler (Tablo 1). Her grup içindeki ilaçların ana etki mekanizması aynıdır ve etkinlikleri de birbirine benzer.

Tablo 1: Antiretroviral ilaçlar

Nükleosid ve nükleotid revers transkriptaz inhibitörleri (NRTİ)
İlaç Ticari ismi Ticari şekli Erişkin dozu
Zidovudin Retrovir 300 mg tablet 12 saate bir 300mg
100 mg kapsül
10 mg/ml şurup 8 saate bir 200 mg
10 mg/ml IV
Didanosin Videx 125-200-250-400 mg enterik tablet Kiloya göre 250-400 mg
Zalcitabin Hivid 0.375-.750 mg tablet 8 saate bir 0.750 mg
Stavudin Zerit 10-40 mg kapsül Kiloya göre 12 saate bir 30-40 mg kapsül veya günde bir 75-100 mg tab.
37.5-100mg tablet
1 mg/ml solüsyon
Lamivudin Epivir 150-300 mg tablet Günde bir 300 mg veya 12 satte bir 150 mg tab.
10 mg/ml solüsyon
Abacavir Ziagen 300 mg tablet 12 saatte bir 300mg
Tenofovir Viread 300 mg tablet Günde bir 300 mg
Emtricitabin Emtriva 200 mg kapsül Günde 200 mg
Zidavudin + lamivudin Combivir 300 mg zidovudin/ 150 mg lamivudin tablet 12 saate bir bir tablet
Zidovudin + lamuvidin + abacavir Trizivir 300 mg zidovudin 12 saate bir bir tablet
150 mg lamivudin
300 mg abacavir tablet
Non-nükleosid revers transkriptaz inhibitörleri (NNRTİ)
İlaç Ticari ismi Ticari şekli dozu
Nevirapin Viramune 200 mg tablet 14 gün günde 200mg, döküntü gelişmezse daha sonra 12 saatte bir 200 mg
10 mg/ml solusyon
Delavirdin Rescriptor 100-200 mg tablet 8 saate bir 400 mg
Efavirenz Sustiva 50-100-200 kapsül Günde 600 mg
Stocrin 600 mg tablet

Tedavinin planlanması

HIV/AIDS tedavisinde yukarıda belirtilen ilaçlardan üçü, bazı özel durumlarda daha da fazlası birlikte kullanılır. Daha az sayıda ilaç kullanıldığında tedavinin başarı şansı azalmakta ve ilaçlara karşı direnç gelişme olasılığı artmaktadır. Bu nedenle bir ya da iki ilaçla tedavi önerilmemektedir.

Kullanılacak üç ilaçtan ikisi NRTİ grubundan, biri de Pİ veya NNRTİ grubundan seçilir. Hangi ilaçların kullanılacağına karar verilirken hastaya ve ilaçlara ait bazı faktörleri göz önünde tutmak gerekir.

Her şeyden önce kullanılacak ilaçların birbirleri ile etkileşime girip girmedikleri bilinmeli, birbirlerinin etkisini yok eden ilaçları birlikte kullanmamalı, gerekli durumlarda doz ayarlamaları yapılmalıdır. Ayrıca istenmeyen yan etkileri birbiri ile örtüşen ilaçların birlikte kullanımından da kaçınılmalıdır. İlaçların dokulara geçme özellikleri, daha önce yapılan tedavi rejimleri ile elde edilen klinik başarılar ve kolay ulaşılabilir olmaları da dikkate alınır. Daha önce tedavide kullanılmış ve kesilmiş ilaçlar ile hastaya hastalığı bulaştıran kişinin kullandığı ilaçlara tedavide yer verilmemeye çalışılır.

Hastanın tedaviye uyumu tedavinin en önemli bileşenlerinden biridir. Her gün alınan çok sayıda ilaç tedaviye uyumu güçleştirir. Bu nedenle tedavide kullanılan günlük tablet-kapsül sayısı mümkün olduğu kadar az olmalıdır. Ayrıca bazı ilaçların buz dolabında saklanma zorunluluğu vardır ya da yemeklerle olan ilişkilerinden dolayı aç ya da tok karına alınmaları gerekir. Bu zorunluluklar özellikle çalışan hastaların ilaç kullanımında sorun oluşturmaktadır. Kişinin daha önceden var olan başka hastalıkları da göz önünde tutulmalı, bu hastalıkları alevlendirecek yan etkileri olan ilaçlardan kaçınılmalıdır.

Tedavinin izlenmesi

Tedavi rejimindeki ilaçlar seçilip kullanılmaya başlandıktan sonra istenmeyen yan etkiler gelişip gelişmediği, hastanın tedaviye uyum sağlayıp sağlayamadığı ve tedavinin etkili olup olmadığı izlenmelidir.

İlaç kullanımı sırasında bulantı, kusma, karın ağrısı, başağrısı, halsizlik gibi yan etkiler görülebilmektedir. Bu tür yan etkilerin çoğu ilaç kesmeyi gerektirecek kadar ağır seyretmezler, hatta ilaç kullanılmaya devam edilince ortadan kalkabilirler. Fakat bu hafif yan etkilerin yanı sıra, kısa sürede ortaya çıkıp hayatı tehdit edebilen, bazen de uzun süre ilaç kullanımına bağlı olarak gelişen, hastanın bu ilacı kullanması imkansız kılan yan etkilerle de karşılaşılabilmektedir. Özellikle NRTİ kullanımına bağlı kansızlık, karaciğer yağlanması, pankreatit, NNRTİ kullanımına bağlı döküntü, hepatit, Pİ kullanımına bağlı şeker ve yağ metabolizması bozuklukları en ciddi yan etkiler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu nedenle kullanılan ilaçların yan etkileri sağlık personeli ve hasta tarafından çok iyi bilinmeli, tedavi başlandıktan sonra klinik ve laboratuvar olarak sık aralıklarla izlenmeli, yan etkilerin ciddiyeti konusunda hastaya bilgi verilmeli, ciddi yan etkiler, tedavi uyumsuzluğu ve buna bağlı olarak tedavi başarısızlığı görüldüğünde tedavi rejimi değiştirilmelidir.

Yan etkilerin yanı sıra hastanın tedaviye uyumu da çok iyi izlenmelidir. Hastanın ilaç kullanımını güçleştiren sorunlar hasta ile tartışılmalı, bu güçlükler ortadan kaldırılmaya çalışılmalı, başarılamazsa hasta için uyumun daha kolay olacağı bir tedavi programı hazırlanmalıdır. Hasta uyumunun tedavinin başarısında hayati önemi olduğu unutulmamalıdır, çünkü eksik veya zamanında alınmayan ilaçların bir yararı olmayacağı gibi, direnç gelişmesi sonucu ilerideki tedaviyi daha da güçleştirerek hastaya zararı dokunacaktır.

Tedavi ile beklenen yararın elde edilip edilmediği de yakından izlenmelidir. Elde edilecek en erken olumlu yanıt kandaki virüs miktarının düşürülmesidir. Tedaviye başlandıktan 4-6 hafta sonra HIV-RNA ile ölçülen kandaki virüs miktarının (viral yük) saptanabilir düzeyin altına inmesi beklenir. Başlangıçtaki virüs miktarı çok yüksek olanlarda bazen bu süre içinde saptanabilir düzeyin altına inilemez, ama bu kişilerde virüs miktarının 4-6 ayda en az 10 kat azalması da yeterli sayılabilir. Virüs miktarı bu şekilde düşürülemezse, tedavi başarısızlığının nedenleri araştırılmalı, viral yükü yükseltecek aşı, infeksiyon gibi başka bir faktör yoksa ilaçların değiştirilmesi düşünülmelidir. Viral yükü düşürülen hastalarda bu düşüşün kalıcı olup olmadığı da araştırılmalı, mümkünse 3-6 aylık aralarla HIV-RNA (viral yük) ölçümleri yapılmalıdır.

Tedavi ile beklenen bir başka yarar da bağışıklık sisteminin düzelmesidir. Bağışıklık sisteminin durumunu gösteren CD4 hücre sayılarında tedavi başlanmasından birkaç ay sonra yükselme beklenir, en azından başlangıç CD4 sayılarının daha da düşmemesi gerekir. Bu nedenle, CD4 hücre sayıları da tedavinin başlangıcında ve daha sonra da 3-6 ayda bir ölçülür.

Bu laboratuvar izlemlerin yanı sıra hastanın klinik durumu da izlenmelidir. Başlangıçta HIV/AIDS ile ilgili bir klinik belirtisi olmayan hastada tedavi başlangıcından sonra klinik belirtilerin görülmesi veya fırsatçı hastalıkların ortaya çıkması tedavi başarısızlığını akla getirmelidir.

Fırsatçı infeksiyonların ve diğer fırsatçı hastalıkların tedavisi

Bağışıklık sistemi bozulmuş hastalarda ortaya çıkabilen tüberküloz, pnömoni, ensefalit gibi fırsatçı infeksiyonlar ile kaposi sarkomu, lenfoma gibi kanserlerin tedavisi HIV infeksiyonu olmayan kişilerdekinden farklı değildir. Burada dikkat edilmesi gereken, fırsatçı hastalık tedavisinde kullanılan ilaçlar ile HIV infeksiyonu tedavisinde kullanılan antiretroviral ilaçlar arasında etkileşim olup olmadığıdır. Örneğin proteaz inhibitörlerinin bazı tüberküloz ilaçları ile birlikte kullanılmaması gerekir. Karşılıklı olumsuz etkileşim dışında bazı ilaçlar diğerlerinin etkisini artırabilir ya da azaltabilirler; bu durumda da doz ayarlamaları yapılmalıdır. Bu nedenle, farklı hastalıklar için çok sayıda ilaç birlikte kullanılırken bu ilaçların birbirlerini nasıl etkiledikleri dikkatle gözden geçirilmelidir.

HIV infeksiyonu için uygulanan antiretroviral tedavi ile bağışıklık sistemi düzeldikçe, fırsatçı hastalıklar da buna paralel olarak düzelebilmektedir. Örneğin Mycobacterium avium intracellulare ye bağlı gelişen akciğer tutulumu antiretroviral tedavi sonrası hafif bir alevlenmenin ardından gerileyebilmektedir. Bu nedenle, antiretroviral tedavi dolaylı da olsa, fırsatçı infeksiyonların tedavisinde olumlu bir rol oynar.

HIV infeksiyonunda görülebilen fırsatçı hastalıklarla başa çıkmanın en etkili yolu tabi ki bu hastalıklar ortaya çıkmadan önlem almaktır. Bu amaçla, her şeyden önce bağışıklık sisteminin bozulmasını önlemeye çalışmak, yani antiretroviral tedavi uygulayarak CD4 hücre sayılarının kritik düzeylere düşmesine izin vermemeye çalışmak gerekir. Fakat bazen hastalığın farkına geç varılır ve CD4 sayıları zaten kritik düzeylerdedir. Bu durumda koruyucu ilaçlar veya aşılar ile fırsatçı infeksiyonların ortaya çıkması önlenmeye çalışılır, yani bu hastalıklara karşı proflaksi uygulanır.

CD4 hücre sayısı 200/mm³ ün altında bulunan hastalarda Pneumocystis carinii infeksiyonu, 100/mm³ ün altındakilerde toksoplazmoz, 50/mm³ ün altındakilerde M. avium, kriptokok ve diğer mantar infeksiyonları için proflaksi başlanması önerilir. Ayrıca hepatit B, grip gibi viral, pnömokok infeksiyonları gibi bakteriyel infeksiyonları önlemek için de aşılar uygulanır.

Temas sonrası korunma (proflaksi)

HIV infeksiyonlu hastanın kanı bulaşmış iğne batması, bistirü ile yaralanma gibi mesleki temasların sonrasında da antiretroviral ilaçlar ile koruyucu tedavi uygulanmaktadır. Bulaşma olasılığının büyüklüğüne göre iki ve üç antiretroviral ilaç temastan sonra mümkün olan en kısa zaman içinde başlanır ve bu tedaviye bir ay devam edilir.

HIV infeksiyonlu bir kişi ile korunmasız cinsel ilişki sonrasında önleyici (proflaktik) tedavi uygulanması ise tartışmalı bir konudur. Eğer uygulanmaya karar verilirse yukarıda anlatıldığı şekilde proflaksi uygulanır.

Anneden çocuğa HIV geçişinin önlenmesinde antiretroviral tedavi

Gebe bir kadında HIV infeksiyonu saptanırsa viral yük ya da CD4 hücre sayısı ne olursa olsun çocuğa infeksiyon bulaştırma riski vardır. Bu riski en aza indirmek için doğumdan önce anneye en az iki, tercihan üç antiretroviral ilaç ile tedavi verilmesi gerekir.

Dr Muzaffer Fincancı
Samatya SSK Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Şefi

Benzer Yazılar:


by wermidon tarafından 03 Haziran 2010 - 14:20:37 · tarihinde yayınlanmıştır.



Blog > Sağlık > Hastalık ve Tedavi > AIDS Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

{ 2 comments… read them below or add one }

ali Haziran 15, 2010, 23:40

10 yıldır bu hastalık üzerine çalıştım. Tüm hastahanelerimize bildirdim, fakat malesef çok acıdırki ilgilenen olmadı bile. İki ayda hasta mükemmel hale gelebiliyor, t4 hücre sayıları artıyor, vucudtaki tüm belirtiler kayboluyor.
Fakat malesef ilgilenen hiç bir kurluş ta bulunmuyor.

Cevapla

sahil Haziran 18, 2010, 17:42

salam mumkunse kendinizi tanidin bende bu konuile igileniyorum.

Cevapla

Leave a Comment

Previous post:

Next post: