Akyuvarların Görevleri Nelerdir?

Akyuvarların Vücuttaki Görevi

Akyuvarların (beyaz küreciklerin)çoğu alyuvarlardan büyüktür. Buna karşılık, kandaki akyuvar sayısı alyuvara oranla azdır. Yaklaşık olarak,her 800 alyuvara karşılık bir akyuvar vardır. Akyuvarlar belirli bir biçime,şekle sahip değildir. Şekil değiştirerek hareket ederler.

Herhangi bir yoldan vücuda girmiş zararlı bir bakterinin sebep olduğu hastalıkla savaşmak, daha doğrusu hastalığın öncüsü bakteriyi yok etmek, akyuvarın görevidir.

Bir bakteriyi ortadan kaldırmak için, akyuvar bakteriye doğru hareket eder. Onu kaplar. Bu kaplama bir nevi yutmaktır. Bakteri akyuvarın içine girdiği an sindirilir.

Büyük sayıda zararlı bakteri kanı kapladığında,vücut otomatikman akyuvar sayısını arttırır. Bu akyuvarlar,kemik iç yapısındaki ilik tarafından üretilir. Belirli bir süre sonra, kan bakterileri yok edecek ölçüde (sayıda)akyuvara sahip olacaktır.

Akyuvarların Görevleri

Kanda dolaşan 3 türlü hücre vardır: Alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositler. Her bir mm3 kanda alyuvarlar 5.000.000, akyuvarlar 4.000–8.000 ve trombositler de 150.000–400.000 adettir. Bir damla kandaki miktarları hakkında bilgi verdiğimiz zaman bunların ne kadar fazla olduğunu hayretle ve ibretle görmek mümkündür. Şöyle ki: Bir damla kan 50 mm3 hacim işgal eder. Buna göre bir damla kandaki eritrosit sayısı 250000.000, lökosit sayısı 200.000–400.000 ve trombosit sayısı da 7.500.000–20.000.000 eder.

Sadece kan hücrelerinin sayılarının ne önemi vardır. Asıl önemli olan onların harika denecek kadar mükemmel vazifelerle vazifelendirilmiş olmalarıdır. Bu yazımızda alyuvarların hayatı ve görevlerinden kabaca bahsederek bunların hizmetteki sadakatlerine işaret etmek istiyoruz.

Daha embriyonal hayatın başlarında kan hücrelerinin teşekkülüne ihtiyacı karşılamak için hazırlıklar başlar ve bu iş için mezoderm tabakasından gelişen mezankim dokusu bu görevi üzerine alır veya doğru bir deyişle kan hücreleri teşekkülü için bu dokuya görev verilir. Daha sonraki dönemde kan yapımı görevini karaciğer ve dalak yürütürler. Embriyonal hayatta kanda dolaşan eritrosit sayısı mm3te 6.000.000 civarındadır. Bu hücreler ilkel şekillerinden olgun şekillerine dönüşünceye kadar çeşitli kademelerden geçerler ve olgun hale gelince artık içlerinde çekirdek yoktur. Burada şu önemli sırları görüyoruz:

Kanda dolaşan her 3 tür hücrenin ilkel ana hücresi tek bir hücre olarak bilinmektedir. Bu ilkel ana hücre, ilahi bir emirle 3 ayrı gruba farklılaşmaktadır. Bu farklılaşma sonucu yazının başındaki çok farklı miktarlarda kanda bulunurlar. Nasıl oluyor da bir tek ilkel hücreden 3 ayrı hücre oluşuyor? Ve nasıl oluyor da bunlar çok farklı sayılarda kanda tespit ediliyorlar? Yine bu hücrelerden bir tanesi (lökosit) ömürleri sonuna kadar içlerinde çekirdek taşıdığı halde, eritrositler hayatlarının sonuna doğru içlerindeki çekirdeği kaybediyorlar? Her birisinde çok önemli ve bugün çoğunu tıbbın çözemediği sırlar vardır. Eritrosit içindeki çekirdeğin kaybolmasının bir sırrı şu olsa gerektir. Eritrositler olgunlaştıkça içlerindeki çekirdek kaybolur ve onun yerini hemoglobin dediğimiz ve oksijen ile karbondioksit taşınmasında zaruri olan kimyevi bir bileşik doldurmaktadır. Hemoglobin de ayrıca kendi içinde önemli kimyevi bölümleri ihtiva etmektedir.

Doğumdan önceki hayatta ceninin damarlarında dolaşmakta olan kandaki kırmızı küreler cenin için gerekli olan oksijeni nasıl temin ederler? Bu hususta cenin eritrositlerindeki hemoglobinleri n, doğumdan sonraki hayatta damarlarımızda dolaşan eritrositlerdeki hemoglobinlere göre imtiyazlara sahip olduğunu bilmekteyiz. Şöyle ki: Cenin eritrositlerindeki hemoglobinler, normal erişkin hemoglobinlerine göre oksijene 20 kere daha fazla duyarlıdırlar. Bir ortamda oksijen varsa, cenin hemoglobini bunu kolaylıkla yakalarlar ve vücut hücrelerinde kullanmak üzere taşıyıcılık yaparlar.
,
Doğumla birlikte artık bu hemoglobinlere gerek kalmamıştır. Çünkü hayata teşrif eden insan akciğerleri ile nefes almaya başlamış ve havadan bol olarak oksijeni temin edebilmektedir. Öyle ise bu hemoglobini taşıyan eritrositlerin görevleri de tamamdır. Kendilerine “Siz sahnedeki rolünüzü başarıyla oynadınız, çekiliniz. Yerinize yenileri gelsin, onlar da rollerini en mükemmel bir şekilde ve ibret alınacak şekilde oynasın” denilecektir. İşte doğumla birlikte bebekte ortaya çıkan sarılık tablosu bu eritrositlerin yıkımı ile ilgilidir. Yine kan yapımı görevi de karaciğer ve dalaktan alınmış ve kemik iliğine verilmiştir. İnsan ömrü sonuna kadar da kemik iliği bu görevi yapmaya devam edecektir. Kemik iliğinde yapılan alyuvarlar – çeşitli olgunlaşma devrelerini geçirip olgunlaşmış hale geldikten sonra- kana verilirler. Burada 120 gün süre ile durup dinlenmeksizin akciğerlerden oksijeni bünyelerine almakta (Şekil 1) ve bunu en uç noktalardaki kapiller damar ağına kadar taşıyıp onda hücrelere vermekte; oradan da karbondioksit zehirini yine bünyelerine alıp (Şekil 2) akciğerlere getirmektedirler. Bu muazzam çalışma görevini ortalama olarak her bir dakikada bir kere tekrarlarlar. Böylece bir eritrosit hayatı boyunca ortalama olarak 60 x 24 x 120 – 171800 defa bu taşıma görevini kusursuz olarak yerine getirmektedir. Bir kerecik bile olsun akciğerden C02 yi dokulara ve dokuların oksijenini de akciğere veya başka organlara taşımamaktadır. Oksijen ve karbondioksitin bu devri daiminde hassas işleyen bir mekanizma ters taşıma işlemlerine imkân vermemektedir.

Sadece 02 ve C02 taşımakla kalmayan eritrositler aynı zamanda vücudun asit ve baz dengesinin korunmasında da hassas bir şekilde görev alırlar.

Bir insana şöyle bir görev verdiğimizi farz edelim: Kendisinin zor geçebileceği çok uzun bir boru olsun. Bu borunun içinden ve bir ucundan diğer ucuna bir yükü taşıması ve karşı taraftan da ona benzer bir yükü getirmesini söyleyelim. Acaba bu işe ne kadar süre dayanabilir? Saniyelerini şaşırmaksızın istenilen noktalara nasıl varabilir? Çok kısa bir süre bu işten vazgeçecek ve pes edecektir.

Eritrositler ise bu işi çok daha güç şartlar altında, hiç aksatmadan ve zaman kaybına uğramadan 120 gün devamlı olarak yapmaktadırlar. Hem de kendilerinin normal olarak geçebileceği (ki eritrositlerin çapı 7,5 mikrondur) dar bir borunun 117 si kadar dar bir yerden geçerek bu işi yaparlar. Yani bir eritrosit yerine göre 1 mikronluk çapı olan bir kapiller damardan geçebilecek elastikiyette yaratılmıştır.

Görev süresini tamamlayan ve yaşlanan eritrositler dalak tarafından parçalanırlar. Burada bile hassas bir ölçü vazedilmiştir. Hiçbir şey israf edilmez. Parçalanan eritrositlerin içindeki demir elementi alınır ve yeni bir eritrosit yapımında kullanılmak üzere kan yapılan organlara gönderilir. Bir bölümü ise kan yolu ile karaciğere gelip kan, gaita ve idrarın rengini vererek hastalıkların teşhisinde işe yarar bir mi’yar olarak görev yapar.

Benzer Yazılar:


by wermidon tarafından 10 Haziran 2010 - 15:21:23 · tarihinde yayınlanmıştır.



Blog > Sağlık > Sağlık Bilgisi > Akyuvarların Görevleri Nelerdir?

Leave a Comment

Previous post:

Next post: