Öğretmenler Günü İle İlgili Makaleler

ÖĞRETMENE MEKTUP

Belirlenmiş güzel hedeflere ulaşmak için kullandığımız en güzel şeydir çocuk…Bir amaçtır, bir idealdir. Her şeyden önce geleceğimizdir. Bizim yaşayamadıklarımızı yaşayacak, öğretemediklerimizi öğretecek, koruyamadıklarımızı koruyacak, güzel yarınların mimarı olacaktır.

Ne gariptir ki, yıllardır bu güzel sözler hep söylenmiştir. Güzel yarınları, çağdaş, uygar, istenilen hedeflere oturtulmuş Türkiye’yi elde etmeyi hep bir sonraki nesile bırakmışız. Gösterilen gayretlerle bir çizginin üstüne çıkamamışız. Demişiz ki, “Çocuklarımız yapacak bu işi!”

Sınıflara her girişimizde çocukluğumuzdan beri içimize işleyen Ata’mızın ışıl ışıl, umutla bakan gözlerini sindirmişiz yüreklerimize. Derslerimize, kitaplarımıza umutla sarılırken geleceğin doktorları, hâkimleri olarak görmüşüz kendimizi. Belki de, yanlış anlaşılmış bazı şeyler…
Sınıfa her girişinde, kıpkırmızı yanakları, ışıl ışıl parlayan siyah gözleriyle, geç kalışından dolayı yüzündeki mahcubiyetiyle özür dileyen Rakibe’nin okula gelmek için katettiği yol aklıma geldikçe, ne kadar erken bir yaşta hayat mücadelesine atıldığını buruk bir sevgiyle gözlerdim. Ressam olmak istiyordu Rakibe…Hem de tüm bedeniyle, ruhuyla… Soruyor, soruşturuyor.”Kocaman okulları bitirmek lâzım”. Birden yüzünü garip bir hüzün kaplıyor. Elindeki harikulâde resimlerine bakıyorum: “Bu çocuk geleceğin ressamı” diyorum içimden.
-Öğretmenim, babam beni okutmayacak, diyor bir gün… Paramız yokmuş.
Sonradan duyuyorum, görüyorum. İçine bastırdığı hayalleri ve umutlarıyla Rakibe, çoban olmuş. Biliyorum ki Rakibe, çocuklarını, yetenekleri elverdiği oranda okutacak. Biliyorum ki bu yüzden rahat ve huzurlu.

Çocuklarımızı yetenekleri ve idealleri doğrultusunda yetiştirirsek eğer, o güzel yarınlar çok yakınımızda demek. Güzel yarınlara ulaşmak içinse, o tazecik beyinleri bir bilgisayar gibi değil de, işlenmesi gereken, şekil alması gereken değerli bir toprak parçası gibi görmeliyiz. Belki, bir çoğu Rakibe örneğindeki gibi, kişiliği doğrultusundaki mesleklere kavuşamayacak ama, çocuklarına bu konuda yardımcı olacaklardır.

Çocuğun kişilik yapısını göz önünde bulunduran bir öğretmen, çocuk-ebeveyn arkadaşlığının ürkütücü çekingenliğini de ortadan kaldırmış demektir. Gittikçe robotlaşan ilişkilerimizde, sevgi denilen iksire o kadar gereksinimimiz var ki bunu, o pırıl pırıl gözlerde yakalamak gerçekten çok kolay. Sermayesi anlayış ve ilgi, faturası da gerçek sevgi olan bu üçgeni çizdiğimiz an, öğretmenler, hatta anneler ve babalar için gerekli olan gerçek bir eğitim zemini hazırlanmış demektir.

Ülkemizde on binlerce Rakibe var. Gelin el ele verelim. Umutlarını, hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olalım. İstemedikleri, mutsuz olacakları dünyalara adım atmalarına izin vermeyelim. Yeteneklerini keşfedelim.
Büyüklerinin gerçekleştiremedikleri idealleri için onları kullanmalarına izin vermeyelim.

Ata’mızın bize gösterdiği eğitim kavramı sadece okullarda değil, evlerde de sosyal, kültürel olanaklar bakımından gözlemlenmelidir. İşte o zaman sınıflarda masmavi bakan gözleriyle Ata’mız, hayallerine kavuşmuş olmanın kıvılcımlarını yansıtacaktır çocuklarına.
Biz öğretmeniz, eğitmeniz; heykeltıraş, belki de çiftçiyiz. Şekil veriyoruz, tohum ekiyoruz, biçiyoruz. Ne mutlu ki bizlere böylesine kutsal bir vazifenin içinde yıllarımızı harcıyoruz. Hayalleri hayallerimiz, umutları umutlarımız, sevinçleri sevinçlerimiz…

Haydi hep birlikte koşalım çağdaş, uygar bir yaşama…Sevgiyle büyütelim, o küçücük dünyaların sevgisiz kalıp da savrulmalarına izin vermeyelim. Korkmasınlar bizden…Sadece sevgimizi kaybetmekten korkmanın verdiği azimle çalışsınlar, kanıtlasınlar bize, kendilerini.
Pencerelerini açsınlar, büyüklerinin kocaman ama, sevgisiz kalmış bahçelerine. Yüreklerinden sevgilerini avuçlasınlar, savursunlar dünyaya… Bağırsınlar: “Bizi duyun, görün, gelin dünyamıza… Arkadaş olun bizimle.”

Ezbere dayalı, robotlaşmış bir öğretim sisteminin yaygınlaşmasına izin vermeyelim. Biliyoruz ki, bize gerekli olan beyin yapısı, bu sistem içinde değil. Tıpkı küçük Rakibe gibi kendi yeteneğini küçük yaşta keşfetmiş nesillere ihtiyacımız var. Ne istediğini bilen, kararlı, azimli ama asla ezberci olmayan, bunun yerine değişik çözüm yolları bulmak için sürekli beynini çalıştıran, dürüstlüğü kendisine felsefe edinmiş nesiller yetiştirelim.

Bir mum gibi yandıkça etrafımızı aydınlatalım ama, asla erimeyelim. Yüzlerce, binlerce “biz” yetiştirelim. Yetiştirelim ki, çağdaş eğitim sisteminin hedeflediği insan modelleriyle yeşersin ülkemiz…

Çağdaş, uygar, sevgi dolu bir Türkiye dileğiyle…

ÖĞRETMENLER…

Bilgisizlikten çorak ve çatlayan topraklara dönen nesilleri, başyapıt durumuna getirenler…Tükeninceye kadar yanan bir mum gibi etrafını aytınlatanlar… Kültürü oluşturarak zekâyı, hayali, duyguyu işleyenler, şekil verenler…

Mevlâna’nın,Yunus’un sevgi bahçelerinden inciler; Itri’nin bestelerinden Veysel’den güller deren hisler…Karlı çizmelerle, karlı ovalardan yemyeşil vadilere yürüyen; köylerin, kentlerin aydınlığı olan kardelen çiçekleri…Neye baksak, nereye baksak insan mimarı öğretmenleri görürüz. Öğretmenler özgürlüğün yağmuru, geleceğin alın çizgisi, suda göz halkalarıdır, fırtına öncesi… Bir fırtına ki hemen ardından güneş doğar.Sevginin bilginin güneşi, bulutsuz masmavi dünyalara sıcacık bir bahar kokusu yayar. Büyük düşünceleri, hedefleri ve küçücük yürekleri kıpır kıpır çarpan çalı kuşlarının konduğu duygu bahçelerini sarraf inceliğince işleyen; Eflâtun’un Tanrı’ya en yakın olarak değerlendirdiği yüce sanatçı; Fatih’in ordularının hız ve kuvvet aldığı güç; Yahya Kemal’in yedi tepeli şehrinin Boğaziçi gerdanlığınca eşsiz mimarı… “Ey Türk Gençliği! Birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır.” diyen çatık kaşlarda, çakmak gözlerde, Meriç’ten Aras’a, Kızılırmak’tan Asi’ye akan ve kefensiz yatan bir şehittir öğretmen…Yurdun hiç ölmeyen, hiç sönmeyen ocağıdır. Keban’dan, Karakaya’dan, Atatürk’ten; Harran’a, Çukurova’ya, Konya’ya fışkıran bir umut efsanesidir. Yeniden filizlenen Ata’sından dönmeyen şehit çocuğudur. Samsun’da, Erzurum’da, Sivas’ta; Sakarya’da, İzmir’de, Ankara’da…

Bütün ulusun bağrından doğan bağımsızlık ateşidir. Mustafa Kemaller, Kubilaylar, Dünyanın bütün çiçekleri ile kimseciklerin yetişemediği gecenin kör karanlığında, küflü bir istasyonun küflü raylarının kenarında buz gibi, küflü kurşunlara kor gibi, konar gibi… Apansız, çaresiz hedef olan terör savarlar… Ve daha nice adsız kahramanlar, öğretmenler…Hiç düşündünüz mü?Düşünmeyi bilmek bir sanat ise düşünmeyi öğretmek acaba nedir? Ya,”Düşünüyorum, öyleyse varım.” sözünün arkasındaki gizli ışıltı…?!İnsan öz yapısı en büyük gücünü düşünceden alır:Bilimin hayatta en gerçek ol gösterici olduğu düşüncesinden. İnsanın doğuştan var olan yetenekleri, çağdaş eğitimle pekiştirilmezse, orada burada, gelişigüzel, sağa sola saçak atan bitkilere benzer. İşte eğitim her şeyden önce doğayı, yaşamı tamamlar; güzelleştirir. Öğretmenler de kültürü oluşturan insanı yetiştirmekle sanatı sonsuzluğa taşırlar.Ulusların geleceği, genç kuşakların iyi yetiştirilmesine bağlıdır. Eğitimin temel taşı yalnız ve yalnız öğretmenlerdir. İnsan öz yapısı en büyük gücünü düşünceden alır: Bilimin hayatta en gerçek yol gösterici olduğu düşüncesinden.

Eğitim, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin üzerinde büyük bir titizlikle durdukları en önemli konudur. Eğitim sistemlerini iyi oluşturan ve bunu çağın gereklerine göre yenileyen ülkeler, dünya ulusları arasında önemli bir yer edinirler. Çünkü, ülkelerin gelişmişlik ve saygınlık dereceleri, eğitilmiş insan gücüyle çok yakından ilgilidir. Bu nedenle 2000′li yıllara yaklaşırken öğrencilere lâik ve demokratik bir eğitim ortamı sunmak; onları, özgür ve bilimsel düşünce yapısına sahip, kişilikli, bilinçli bireyler olarak yetiştirmek, öğretmenlerin en öncelikli ve en önemli amacı olmalıdır.

Peki öğretmen, Atatürk çizgisinde çağdaş eğitime sonsuz mutlulukla koşarken neler yapmalıdır? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Atatürk ilke ve inkılâplarına, Anayasa’da anlamını bulan Türk milliyetçiliğine koşulsuz bağlı kalmalı; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını tarafsızlık ve eşitlik ilkelerine bağlı olarak uygulamalı; Türk milletinin ulusal, insanî, manevî, kültürel değerlerini benimseyip, bunları geliştirmek için çalışmalı; insan haklarına, Anayasa’nın temel ilkelerine sevinc-dayanan ulusal, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilmeli ve bunları davranış hâlinde göstermeli; bütün görevlerini çağdaş Türk Millî Eğitiminin amaç ve temel ilkelerine uygun olarak yapmalıdır. Ayrıca kendilerine emanet edilen gençleri, Atatürk ilke ve inkılâplarının evrenselliği doğrultusunda yetiştirmenin sorumluluğunu bilmeli, mesleği ile ilgili gelişmeleri çok yakından gözlemlemelidir. Çünkü, öğretmen her zaman ve her yerde, hep ileride, daha ileride olmak zorundadır. Ulusal eğitimde hızla yüksek, çağdaş düzeye çıkacak bir ulusun, kaçınılmaz olan yaşama savaşında da bütün gücünün artacağı bir gerçektir. Bu gücün de öz kaynağı öğretmenlerdir.

Ancak, unutmayalım ki, çağdaş uygarlık cephesindeki savaş kazanılmadıkça Kurtuluş Savaşı bitti, sayılamaz. Bunu ulusun uyuşmuş yazgısına karşı çıkarak, akılcı, idealist önderliği ve çağdaş uygarlıklara yönlendiren Atatürk’ün çizgisindeki eğitim anlayışı ile öğretmenler sonuçlandıracaktır. Onlar, sonsuza kadar aydınlatan ulusal irade meş’alesidirler. Hepsinin önünde saygıyla eğiliyor ve diyorum ki: “Atatürk şiirimsin dudağımda, Ay-yıldızımsın iki yanağımda, Esen rüzgârlarımsın bayrağımda, Kutlanası yıllardır, öğretmenler.”Öğretmen, tarlada tohum, elde sanat… Gözlerde ışık, dudaklarda çığlık…Alında ter, yüreklerde sevgi…

Öğretmen, umutlara tutunulacak belki de tek dalı… Gelecek günlerin suratı asık karanlıklarına inat; doğacak güneşlerin etrafında pervane-kanat; haydi hepimiz bir türkü tutturalım: “Dağ başını duman ALMAZ artık, Dağ başını duman ALMAZ. Çünkü; MUSTAFA KEMALLER GELİYOR NEHİRLERLE!…”

Erhan BİLGENOĞLU
Bademağacı İlköğretim Okulu Öğretmeni ANTALYA

SENİ NASIL ANLATSAM ÖĞRETMENİM

Biz küçüklere, biz gençlere “Bugünün yarını, yarının umudusunuz.” diyorlar. İşte bu yüzden senden çok şey istiyorum öğretmenim. Senden ilk isteğim nedir diye düşünüyorum. Bir kimya formülü mü, yoksa denklem çözümü mü? Bunları da istiyorum; ama ilk isteğim sevgi öğretmenim. Sevgiyi öğret bana, sevmeyi, sevilmeyi…

Bana önce çevremi anlat. Ailemi, arkadaşlarımı, yurdumu anlat. Anlat ki anlayayım ve ben de senin gibi başkalarına ışık tutayım. Tut elimden gezdir beni ülkemde köy köy, bucak bucak. Gezdir ki sadece kitaplardan okuduğumla anlamayayım hayatın tanımını. Güzellikleri anlat bana. Çiçekleri, böcekleri ve hepsinden önemlisi bugünkü güzelliklerin mimarı Atatürk’ü anlat bana. Anlat ki, onun meşalesini elden ele dolaştırayım. Bunları yapabilmem için okumayı, yazmayı öğret bana.

Öğrenmek istiyorum öğretmenim, sana güveniyorum, seni seviyorum. Biliyorum ağzından çıkan her gerçeğin sen söyleyince bana daha tatlı geldiğini. Benimle tartışmanı, gerektiğinde yanımda, gerektiğinde karşımda olmanı istiyorum. Sen cahilliğin yiğit savaşçısı, benim sevgi pınarımsın; sensin beni ben yapan. Aslında küçükken hepimiz okulda tanıştık o büyüleyici, gizemli varlık olan öğretmenle, yani seninle. Şaşırdık, belki de sen anne değildin ama anne sıcaklığıyla sardın bizi. Sen baba değildin ama içimizdeki korkularla savaşmamıza yardım ettin. Elimizden tutup yürümemiz için çabaladın. Daha sonra bırakacaksın elimizi, “Artık kendi başınıza yürümelisiniz.” diyeceksin ve öğretmediğin başkalarına koşacaksın.

Sen hep sevgiden, barıştan, güzelden yana oldun öğretmenim. Düşünüyorum da bugüne senin izinden nasıl geldiysem, yarına da senin izinden yürüyerek varacağım. Biliyorum ki, ne zaman başım dara girse, bilginin sonsuzluğunda kaybolsam bile elimden tutan yine sen olacaksın ve emin ol ki ben hep senin takipçin olacağım öğretmenim.

Gülenay DOĞAN
Ankara Etimesgut Ağa Ceylan İlköğretim Okulu
8 D Sınıfı Öğrencisi

TEŞEKKÜRLER ÖĞRETMENİM!
(24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İÇİN BİR KONUŞMA)

Çok Saygıdeğer Öğretmenlerim. Sevgili Arkadaşlarım,
Yeryüzünün bütün uluslarının en başta gelen ortak dileği, “daha mutlu, daha aydınlık bir geleceğe kavuşmak” değil midir? Atatürk, bu evrensel özlemi, Onuncu Yıl Nulku’nda şöyle dile getirmiştir: “Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafiyle âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.” Ulusların bu büyük amaca ulaşabilmek için bulabildikleri tek yol da “eğitim – öğretim”dir. Devlet, eğitim ve öğretim görevini öğretmenlerine vermiştir. Biz çocukları ve gençleri geleceğe hazırlamak görevini üstlenen, bunun için her türlü özveriyi gösteren bütün öğretmenlerimize en içten, en sıcak teşekkürlerimizi sunarız.
Teşekkürler öğretmenim!

Bir ülkenin kalkınması, ancak çok iyi yetiştirilmiş insan gücü ile gerçekleşir; buna, “beyin gücü” diyoruz. Yeryüzünde yüzlerce meslek var: Her meslekle çağ açmış insanlar görev almış. Şöyle bir düşünelim: Bütün bu yetişmiş insanları kim yetiştiriyor? Bütün mesleklerin temeli olan tek meslek hangisidir?.. Zihinlerimizi fazla zorlamaya hiç gerek yoktur; çünkü bütün mesleklerin temeli kesinlikle “öğretmenlik”tir; bütün yetişmiş insanları yetiştirenler de ancak ve ancak “öğretmenler”dir. İnsanları yetiştirdiğin, onlara değerli meslek armağan ettiğin, ülkenin geleceğini güvenilir ellere teslim ettiğin için teşekkürler öğretmenim!

Bizi var olduğumuz günden beri yetiştiren ve geleceğe hazırlayan iki insanı asla unutamayız: Birincisi evimizde annemiz, babamızdır; ikincisi de okulumuzda öğretmenlerimizdir. Birinciler bizlere sütünü, sevgisini, emeğini, umudunu verir; ikinciler ise sevgisini, ilgisini, bilgisini, deney birikimini verir. Biz eksiklerimizi onlarla tamamlarız; gün geçtikçe kişiliğimizi bulur; geleceğin büyük insanlarından biri olma yolunda güvenli adımlarla zaman merdivenini tırmanırız. Bize gülüşün kadar sıcacık sevgini; bitmeyen ve hiçbir zaman da bitmeyecek olan ilgini verdiğin için teşekkürler öğretmenim!

Bütün öğretmenler isterler ki, biz çocuklar çok iyi yetişsin. Bir binanın temeli sağlam atılırsa, o bina yüzyıllara meydan okur. Çocuklar ise, ulusun sonsuzluğa ulaşmasında temel yapıtaşlarıdır. Çocuklar öyle ye-tişmelidirler ki, ülkesini, ulusunu hep yaşatsın, hep yüceltsin. Bunu başarabilen öğretmenlerdir ve öğretmenler birer gerçek mimardırlar. Onlara “insan ve insanlık mimarı” demek çok doğru olur. Öğretmenler taşın, tuğlanın, harcın yerine bilgiyi, beceriyi, yeteneği, çocuğun özündeki cevheri koyar; binasını bunlarla yapar. En büyük, en gerçek bir mimar olduğun için sana teşekkürler öğretmenim!

Cehalet batağının yılmaz savaşçıları da yine öğretmenlerdir. Görmüyor muyuz sanıyorsunuz? Yurdun en uç köşelerine bütün devlet görevlilerinin içinde ilk giden, ilk ışığı, ilk aydınlığı götüren; amansız cehalete karşı ilk kurtuluş bayrağını açan, o bayrağı yurdun her köşesinde onurla dalgalandıran öğretmenler değil midir? Bugün eğer gerçek bilgi aydınlığında yaşıyorsak, çağın uygarlığını yakalamaya çalışıyorsak, bu onuru ancak öğretmenlerimize borçluyuz. Biz çocukları ve sevgili yurdumuzu çağın aydınlığıyla aydınlatma savaşı verdiğin için teşekkürler sevgili öğretmenim!

Atatürk, bizim ilk öğretmenimizdir. Atatürk, öğretmenlere en gerçek değeri ve önemi veren insandır. Öğretmenler için elinden geleni yapmıştır. Kara tahtanın başına ilk önce Atatürk geçtiği için Atatürk’e “BAŞ ÖĞRETMEN” denmiştir. Atatürk, öğretmenlere bu kadar çok güvendiği için, biz çocukları öğretmenlerin sevecen ellerine teslim etmiştir. Onlara, “Öğretmenler! yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!” buyruğunu vermiştir. Biz, gerçek anlamda öğretmenlerimizin sonsuzluğa ulaşan birer eseriyiz. Bizim çok çalışkan olmamızı, kendimizi çağdaş bilgilerle çok iyi yetiştirmemizi, uygarlık bayrağını onurla dalgalandırmamızı bekleyen öğretmenlerimize ancak ve ancak sevgi, saygı ve gönül borcumuz var. Buna yaraşır davranışları gösterebildiğimiz öiçüde öğretmenlerimize layık olacağımızı asla unutmamalıyız. Nerede olursa olsun saygımızı göstermekte kusurlu davranmamalıyız.

Bizi insan içinde insan gibi yetiştirdiğin için binlerce, yüzbinlerce teşekkürler sana öğretmenim!

Alp Tekin GENÇTÜRK

EĞİTİM VE ÖĞRETMEN ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER

Yurt ve dünya sorunları üzerinde düşünmek, düşündüklerimizi sözlü ve yazılı olarak açıklamak ve toplumun çeşitli kesimlerine yaymak yasal, meşru bir haktır. Bu çağdaş, demokrat, bir yurttaş ve öğretmen olmanın gereğidir. Bu, yurt ve ulusa sevdalı olmanın sonucudur.
Türk öğretmeni de bir insan ve yurttaştır. Düşünüp fikir, görüş ve projeler üretecektir, üretmek zorundadır. Çünkü, öğretmenin yaptığı kamu hizmeti, yetiştirdiği öğrenciler ve geliştirdiği ilişkiler ağı yani eğitim dinamik bir süreçtir. Öğretmenin düşünmesinden asla korkulmamalı, aksine onu destekleyerek yüreklendirip özendirmelidir. Öğretmenin düşünmesinden; en başta çocuklarımız, ülkemiz, toplumumuz ve demokrasimiz kazançlı çıkar. Cumhuriyetimiz ve demokrasimiz öğretmenle gelişir, derinleşir, güzelleşir ve yeni boyutlar kazanır.

Eğitbilim (Pedagoji) eğitimin amaçlarını, ilkelerini, yöntem ve düzgülerini inceleyen ve eğitim çalışmalarını kurallara bağlayan bir bilimdir. Pedagoji; öğretmenlik sanatı, uygulaması ya da mesleği için gerekli bilgi ve becerileri kazandıran bilim dalı olması yönünden de çok önemlidir. Ancak, dünyanın her ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de eğitim, devleti yöneten bürokratik ve siyasal kadroların rengini taşır, sosyal, ekonomik ve kültürel yapılardan soyutlanıp ele alınamaz. Eğitim olgusu, ülkemizin içinde bulunduğu genel düzenin bir uzantısıdır. İçinde yaşadığımız bu genel düzene temelden çatıya kadar bağımlıdır. Genelde eğitimin sorunları, özelde ise öğretmenlerin ve öğrencilerin sorunları, toplumun genel sorunlarıyla iç içe olup kaynaşıktır. Toplumun genel sorunlarına akılcı, gerçekçi ve doğru çözümler getirildikçe eğitimin sorunları da kolayca çözülecektir. Yapılan bunca çalışmalar geniş halk kitlelerinin yararına ve toplumsal adalete uygun olacaktır.

Çağımız ve ülkemiz hızlı bir değişim yaşamaktadır. Bilim ve teknoloji sınır tanımamakta ve çağa damgasını vurmaktadır. Daha önce elde edilen bilgiler hızla eskimekte ve yeni bilgiler üretilmektedir. Televizyon, video, CD, bilgisayar ve internet toplumsal yapı ve kurumları değişime zorlamaktadır. Toplumumuz bilgi bombardımanına tutulup, büyük bir şok dalgasıyla karşı karşıya kalmıştır. Oysa, çağımızda buna rağmen, eğitim yine de evrensel değildir. Çünkü, toplumlar birbirinden çok farklı siyasal, sosyo-ekonomik ve kültürel düzeylerde bulunmaktadır. Dünya ölçeğinde ülkelerin eğitim sistemleri farklı özellikler taşımaktadır. Henüz bütün insanlığı kucaklayan evrensel bir eğitim sistemi de ortaya çıkmamıştır. Bunun içindir ki; eğitim evrensel olmazdan önce ulusal ve toplumsal bir olgudur. Bu nedenle yurt ve insan gerçeğine dayanmak zorundadır. Gerçeklere gözümüzü kapayarak Fransız değil Japon eğitim modelini de alsak boşunadır. Eğitim tarihimiz bunun olumsuz örnekleriyle doludur. Her sorunumuzda olduğu gibi çağın gelişmelerini dikkatle izleyerek, eğitim sorununda da hareket noktamız Türkiye gerçekleri olmalı, Türk insanı ve toplumunun gereksinmeleri temel alınmalıdır.

Bugün Türk Eğitim Sistemi örgün ve yaygın eğitim alanında küçümsenmeyecek bilgi, deneyim ve birikime sahiptir. Okul öncesi eğitimden sekiz yıllık kesintisiz zorunlu temel eğitime (İlköğretim), orta öğretimden yüksek öğretime ve çıraklık eğitiminden halk eğitimine kadar çok önemli mesafeler alınmıştır. Sorunlarımız yok mudur? Elbette vardır. Bazı sancılar içinde kıvransak da, çıkmazları yaşasak da gelecekten asla umutsuz olmayalım.

Eğitimin yönünü her yıl biraz daha çağa, ileriye ve halka doğru çekmeli, Atatürkçü eğitim anlayışından uzaklaşmalara fırsat verilmemelidir. Eğitim kurumlarımızda bilimin ve aklın aydınlığında eğitim yapılmalıdır. Öğretmenler meslekî, ekonomik ve moral açıdan güçlendirilmeli, öğrencilerimizle birlikte baskıdan uzak özgürlükçü, barışçı ve demokratik bir ortama hızla kavuşturulmalıdır. Öğrenciler eleştiri ve tartışma ortamına çekilerek edebî, sanatsal ve bilimsel yapıtları okumaya alıştırılmalıdır. Ezbercilik ve aktarmacılık yönteminden sür’atle vazgeçilmelidir. Gözleme, araştırmaya, incelemeye, yaratıcılığa ve üretkenliğe dönük eğitim-öğretim süreçlerine ağırlık verilmelidir. Yaratıcı toplum yolunda, eğitim için etkinlik gösteren bütün öğretmen ve öğrenciler çeşitli şekillerde ödüllendirilmelidir.

Bu düşünceler ışığında şu sorulmalıdır; dünya ve ülkemiz nereye doğru gidiyor? Çağımızda ve ülkemizde neler yapılmak isteniyor? Bu sorular kapalı değil elbet. Nereye gidildiği ve ne yapılmak istendiği açıkça bellidir. Eğitimciler dünya ve yurt sorunlarını doğru anlamaya çalışmalı; insanımızı, haksızlıklara, yolsuzluklara, adaletsizliklere tavır koyan, kendisi ve toplumuyla barışık, gerçekleri ve hakkını arayan bireyler durumuna getirmelidir. Akıl, bilim ve çağa ters düşmeden eğitim daha da geliştirilip derinleştirilmelidir.
Yurdumuzun çeşitli yörelerinde engin bir yurtseverlikle, büyük bir özveri ve sabırla görev yapan öğretmenler yalnız değildir.

Binlerce öğretmen Türkiye’nin dört bir bucağında karanlıkla, bilgisizlikle ve çağ dışılıkla savaşımlarını sürdürmektedir. Millî Eğitim Bakanlığımız tüm birimleriyle onların yanındadır. Bu savaşımlar geleceğin çağdaş, halka ve üretime dönük eğitim uygulamalarında anlam kazanacaktır. Yeter ki gönüller bir olsun!

Mevlani ULUSOY
Tarsus İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü

TOPLUMUN MİMARI ÖĞRETMEN

Yaşamın her döneminde eğitim ve öğretime gereksinim vardır. Bu kutsal görevi sürdüren, bugünlerin ve yarınların mimarı öğretmenlere, çağdaş ve demokratik bir toplum oluşturmak adına, büyük sorumluluklar düşmektedir.

Anadolu’nun dört bir yanında, cahilliğin, ilkelliğin, gericiliğin ve tabuların karanlığını ışıtmaya çalışan eğitim savaşçılarının silâhı; emek, sabır, özveri ve aydınlık fikirler olmuştur. Bu uğurda canlar verilmiş; asla taviz verilmemiştir.

Hızla gelişen çağımızda, değişim kaçınılmazdır, bir gerçektir. Ülke kalkınmasında en önemli sosyal rolü üstlenen öğretmenlerin, kendilerini sürekli yenilemeleri, çağın gerisinde kalmamaları gerekir. İşte bu yüzden öğretmenlik hiç bitmeyen bir öğrenciliktir.

Atatürk,”Ben her şeyden önce öğretmenim.” diyerek, tüm unvanların ötesine taşıdığı öğretmenlik mesleğinin önemini ve kutsallığını vurgulamıştır. Her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da Türk ulusunun sosyal karakterine uygun reformlar gerçekleştiren Başöğretmen, bu girişimleriyle, pozitif bilimlerle donanmış, millî, manevî, kültürel değerlerimize saygılı, yüksek karakterli insanlar yetiştirmeyi amaçlamıştır.

Unutmamalıdır ki ülkemiz,çocuklarımızı ve gençlerimizi Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda eğiten öğretmenlerimizin onurlu mücadeleleriyle kalkınacaktır.
Bu mücadeleyi de öğretmenlerimiz Ata’sına yakışır bir şekilde sonsuza dek yapacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

ÖĞRETMENİN ARDINDAN

Mart, ilkbaharın ilk ayı. Karadeniz’de ilkbahar nasıl yaşanırsa işte öyle… Puslu bir hava ve yağmur bulutları süzülüyor denizden kentin üzerine doğru. Neslihan, etrafı kır çiçekleri ile bezenmiş bir çerçevenin içindeki gülümseyen yüze bakıyor. Acı bir trafik kazasında kaybettiği öğretmeni Saadet YAZAR’ın resminin üzerine akıtıyor damlalarca gözyaşını. Bir yandan da her tatil dönüşünde kara yollarında yitip giden değerlerimizi geçiriyor aklından. İş zamanı, tarla bahçe zamanı ama veliler yine de koşup gelmişler okula. Baş sağlığı diliyorlar: “Çok iyi bir insandı, çok iyi bir öğretmendi.” diyorlar. Bir okulun bahçesinde öğrencilerin, velilerin ve öğretmenlerin hep birlikte ağlaştıkları ana şahit oldunuz mu?Saadet Öğretmenin ölümü ile yaşıyoruz bunu ancak. “Böyle durumlarda ne söylenir bilmiyorum.” diyorum, çaresizlik içinde.”O, örnek bir insandı…” diye devam etmek istiyorum söze. Fakat boğazımda düğümleniyor sözcükler.

Onunla uzun yıllar birlikte görev yapmış bir öğretmenimize bırakmak istiyorum sözü. Nafile… Gözyaşlarını tutamıyor Ünal Öğretmen. Özür diliyor ve konuşamadan ayrılıyor kürsüden. Hacer Öğretmen de başladığı gibi bitiriyor okuduğu şiiri, ağlayarak… Zamansız gelen her ölüm gibi yüreklerimizde tarifsiz acılara neden oluyor, Saadet Öğretmenimizin ölümü. Resmini ve ölümünden hemen önce aldığı Takdir Belgesini okul koridorundaki panoya asıyoruz.Mesleğinden emekli olamadan ayrıldı aramızdan. Ama yirmi üç yıl emek verdi öğrencilerine. Çocuk sevgisi, insan sevgisi ve meslek aşkıyla dolu koskoca yirmi üç yıl…

Ve son bir sözü daha var hepimize: “Yarım kalmışsa eğer dersim, zil çaldığında olamamışsam tahtanın başında öldüm sanmayın. Toprağa düşmüş yediveren tohumuyum ben artık..Yetiştirdiğim öğrencilerimle açacağımÜlkemin yarınlarında.”

K. Serdar ATEŞ
Düvecik İlköğretim Okulu Müdürü / SAMSUN

YENİ BİN YILDA ÇAĞDAŞ ÖĞRETMEN PORTRESİ

Kalkınma kavramı, az gelişmiş ve gelişmekte olan bizim ülkemiz gibi ülkelerde anlam kazanmaktadır. Kalkınmak için kişi başına düşen üretim hacminde önemli ve reel artışlar sağlamak ve ülke refahını, toplum refahını yükseltmek için ülkenin sosyo-ekonomik yapısını değiştirmek gerekir.
Avrupa Birliği’ne üye ülke olma yolunda son günlerde mesafeler kaydeden Türkiye’nin aşacağı daha çok yol vardır. Yukarıda da belirtildiği gibi kalkınmada veya gelişmede ekonominin yeri tartışmasız büyük olmasına rağmen, onun kadar önemli olan bir faktöre daha ihtiyaç vardır, o da sosyal değişimdir. Sosyal değişimi sağlayan en önemli güç ise eğitimdir.

Eğitim, ulusal kalkınmayı başlatan, hızlandıran, sürdüren etkenlerin en önemlisidir. Ulusal kalkınma, büyük ölçüde amaçlı eğitimin sonucudur. Aynı zamanda eğitim, nicelik ve nitelik yönünden yeterli düzeyde üretimi sağlayacak insan gücünün de yetişmesine yardımcı olur. Bilimsel bilgi birikimi sayesinde toplumsal gelişmeye ve değişmeye ön ayak oluşturur.

Eğitimin bu büyük rolünü gerçekleştirecek en önemli faktör ise öğretmendir. Günümüzde programlı eğitim, bilgisayar ve benzeri modern ders araç ve gereçleri sınıfa girse de öğretmen yine de en önemli unsurdur. Amerikalı bir eğitimci olan J.F. BROWN bu konuda şöyle diyor: “Eğitimde en fazla etki ve nüfuza sahip olan faktör öğretmendir.” Bir başka görüşe göre “Kafanın kafa üzerinde, şahsiyetin şahsiyet üzerindeki etkilerinin yerine geçebilecek bir şey henüz bulunamamıştır.” Öğrencinin dünya görüşünün, düşünce biçiminin oluşmasında öğretmenin rolü önemlidir.

21. yy. başında Avrupa ülkesi olmayı hedefleyen Türkiye’de gençliğin bilimsel ve çağdaş bir kişilik kazanmasında öğretmene büyük görevler düşmektedir. Ancak burada karşımıza şu sorun çıkmaktadır: Bu kadar önemli bir rolü üstlenecek olan öğretmenin nitelikleri, kişilik özellikleri nasıl olmalıdır? Son derece hassas olan konu budur. Her şeyden önce Avrupa üyesi olacak olan Türkiye’deki öğretim kadrosunun çağdaş ve bilimsel düşünceye sahip olması gerekmektedir. Bunun için öğretmenin bir felsefesinin olması gerekmektedir. Yani bir öğretmenin ne olduğunu gösterecek en önemli tarafı, onun yaşadığı dünya ve eğitim hakkında bir felsefeye sahip olmasıdır. Bu sayede tekniğin yanında öğrenciye sosyal ve dünya ile ilgili değerleri de aktarabilir. Öğretmenin felsefesi ve okuttuğu ders hakkındaki bilgisi, onun yeteneğinin iki yüzüdür. Bunun yanında öğretmenin kişiliği, önemli bir nokta olarak kendini gösterir. Bilindiği gibi öğretmenin kişiliği ile yeteneği arasında yüksek bir ilişki mevcuttur.
Öğretmenlerin kişilik özelliklerini oluşturan özelliklerin her biri, öğrencilerin üzerinde etkili olmaktadır. Yapılan araştırmalar, değişik kişilik özelliklerine sahip öğretmenlerin, öğrencileri değişik biçimde etkilediklerini ortaya koymuştur.
Bu nedenle öğretmen son derece bilimsel ve çağdaş düşünceye sahip olmalıdır ki öğrenciler yeni bin yıla modern bir yapı ile girsinler.

Bilgisayarın insan yaşamına tam anlamı ile girmesi bilgi çağını açmıştır ve bilgiyi üreten bilgi toplumları ortaya çıkmıştır. Yeni bin yılda Türkiye, tam anlamı ile çağdaş tarzda bilgiyi üreten bir toplum olmalıdır. Geçtiğimiz son yüzyılda toplumlar, tarihin en hızlı değişimini yaşamaktadırlar. İşte öğretmenlerimiz bu hızlı değişikliklerden haberdar olmalı ve değişikliklerin içerdiği anlamı, ana hatlarıyla da olsa anlayabilmeli ve bunu öğrenciye aktarabilmelidir. Aynı zamanda öğretmenin başarılı olabilmesi için kendi alanında uzman olması, güncel olayları her an takip etmesi ve çok aydın bir kişiliğe sahip olması gerekir. Ancak bu yeterli değildir. Bu özelliklerle beraber olması gereken en önemli faktör, öğretmenin bu bilgileri öğrenciye en etkili biçimde nasıl aktaracağıdır. Bilgi aktarmada başarılı değilseniz, bilgilerinizin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü bilgiler karşınızdakine aktarıldığı oranında anlam kazanır. Bilgileri aktarmanın en güzel yolu ise öğretmenin girdiği sınıflarda kısa sürede öğrencilerin genel psikolojik yapısını çözüp onlarla sıcak ilişki kurmasıdır. Kurulan bu sıcak diyalog sonucunda öğrenci, öğrenmeye istekli hâle gelecektir; öğretmenin anlatımı da başarılı olacaktır.

Yeni binyılın başında dünya ülkesi olma yolunda olan ülkemizin böyle düşünen ve uygulamada da böyle olan öğretmenlere ihtiyacı vardır.

Veysel ÖZKAN
Atatürk And.Tek., Tek. Ve EML.
Felsefe Öğrt./İÇEL

Kelimeler: 24 kasım makaleleri, öğretmenler ile ilgili makaleler, öğretmen makaleleri

Benzer Yazılar:


by admin tarafından 13 Ekim 2009 - 07:23:03 · tarihinde yayınlanmıştır.



Blog > Ansiklopedi > Mekale > Öğretmenler Günü İle İlgili Makaleler

{ 1 comment… read it below or add one }

kotra Ekim 26, 2009, 22:40

porfeck to yes yes

Cevapla

Leave a Comment

Previous post:

Next post: